
Evrensel bir değer olarak mistisizm tarihsel süreç içerisinde batılı ve doğulu kültürlerde farklı tarzlarda gelişmişse de sonuçta her iki kültürdeki mistik kişiliklerde aynı ortak sonuçlara ulaşmışlardır.Genellikle ortaçağın başından itibaren yahudi gizemciliği islam ve hıristyan gizemciliği arasında bir köprü görevini görmüştür.
Onyedinci yüzyılda doğan ve Osmanlı kültür evreninde gelişen sabetaycılık kabbalist teoriye dayalı bir yahudi mistik hareketi olarak ortaya çıkmışsada zamanla giderek islami karakterlerde taşımaya başlamıştır.Bu, ondokuzuncu yüzyıl sonrasında o kadar belirginleşmiştir ki,özellikle sabetaycı gruplar içinde yer alan yakubilerde devrin mistik hareketlerine karşı aşırı bir ilgi ve destek görülmeye başlanmıştı.Bu yazıda özellikle ondokuzuncu yüzyıl ile yirminci yüzyılın ilk çeğreğine kadar geçen sürede Sabetaycıların İslam dünyasındaki belirgin rolleri incelenmeya çalışılmıştır.
Sabetay Sevi'nin din değiştirerek islamiyeti kabul etmesi sonrasında,onunla beraber aynı yolu takip eden ikiyüz aile görüntü itibariyle de olsa,islami gruplarla yakınlaşma yolunu seçmişti.Yalnız Osmanlı toplumunda değil,hemen hemen tüm Avrupa ve Asya yahudi cemaatlerinde derin etkiler bırakan sabetaycı akım temel olarak "benzet -benzeme"prensibinden hareketle egemen sınıfların olası baskılarından kurtulmayı başarmıştı.İşte o andan itibaren de kerhende olsa islami gruplarla yakınlaşma zorunluluğu doğmuştu.Sabetaycılığın temelde Zohar'ın mistik evrenine dayalı olan teorisi kısa zamanda Sabetaycıların girdikleri yeni ortamlarda da başarı kazanmalarına yolaçmıştı,çünkü genelde gizemci grupların hepsinde varolan "bire ulaşma-birde kaybolma " çabası dinsel otoritenin başaramadığı bir bütünleşmeyi sağlamaktaydı.Sabetaycılar daha ilk andan itibaren iktidara yakın ve nispeten dinsel kurallara daha hoşgörüyle yaklaşan mistik grupların içine karışarak buralarda etkinlik sağlamaya başladılar(1) Sanılanın aksine bu gruplara girmelerinin ana nedeni yalnızca gizli kimliklerini muhafaza etmek değildi,aslında farklı bir dine ait tarikatlerde de olsa gizemci karakterlerini korumayı amaç lıyorlardı.
Sabetaycı cemaatlerin islam mutasavvıflarıyla olan ilişkileri genellikle üç ana merkezde yoğunlaşmıştır.Bunlardan ilki imparatorluğun merkezi olan İstanbul, daha sonra Batı Anadolu'da İzmir ve ardından da Balkanlarda'ki merkezlerdir.Burada Selanik,Sofya ve Trakya'da da Edirne dikkati çekmektedir.Sabetaycıların din değiştirmeleri sonrasında İstanbul'da yaptıkları ilk eylem zamanın Halveti Dergahı Pirleri'nden olan ve bugün Üsküdar'da yatan Aziz Mahmud Hüdai'nin tekkesinin yapılışında maddi destek sağlamalarıdır.Bunun ana nedeni uzun bir süre sabetay cıların bu dergaha devam etmeleriydi,1924 mübadelesine kadar da Sabetaycılar Aziz Mahmud'un dergahında bulundular.Üsküdar'da bulunan Bülbülderesi mevkiinin Sabetaycılar için özel bir anlamı vardı,çünkü Talmud'a göre Mesih bülbüllerin sesine gelecekti. Nitekim Türkiye'deki sabetaycı mezarlıklarının en büyüğü olan Bülbülderesi mezarlığının bu bölgede kurulmasıda bundan dolayıdır.İstanbul'da sabetaycıların yaptıkları diğer mabedlere baktığımızda bunların genellikle hep Üsküdar ve civarında olduklarını görürüz.Yine Bülbülderesi mezarlığının girişinde yeralan Feyziye Hatun Camii'de sabetaycı aileler tarafından yaptırılmıştır.Bu camii ile ilgili olarak ortaya konması gereken bir nokta şudur; Sabetaycıların Karakaşlar koluna mensup ailelerin en sık kullandıkları sembolik kelimelerden biri olan "Feyziye" ismi aynı zamanda Selanik'te kurulan ve Atatürk'ün de ilk eğitimini aldığı okula da verilmişti(2)Diğer bir dini yapıda kesin olmamakla beraber sabetaycı bir aileye mensup olduğu tahmin edilen(3) ve 1899 da ölen Rabia Adviyye Hanım tarafından yaptırılan Bedevi Dergahı'dır.
Bu yazıda son olarak ele alınacak olan konu sabetaycı hareketin merkezi olan Selanik'te cemaat üyelerinin İslam mistikleri ile kurdukları ilişkilerdir.Kuşkusuz özellikle Osmanl Devleti'nin son yıllarında çok önemli bir rol üslenen Selanik şehri;hem pekçok yeniliğin öncüsü olmuş,hemde tarihe geçen ve büyük fonksiyonlar yüklenen örgütlerin merkezlerine yataklık etmiştir.
Sabetay Sevi'nin yaşadığı yıllarda islam mutasavvıflarından Niyazi Mısri ile ilişki kurduğu çeşitli kaynaklarda iddia edilmektedir(4)Mısri ile Sevi'nin kişilikleri ve felsefeleri incelendiğinde ikisinin de ayn zamanlarda ve farklı dini ortamlarda ortak iddiaları ve fikirleri savundukları anlaşılmaktadır.Her ikisi de yaşadıkları yıllarda Mesih=Mehdi oldukları ve insanları kurtaracakları iddiasında bulunarak çeşitli eylemler içinde olmuşlardır.Her iki zahitte aynı ortak düşmana;Şeyhülislam Vani Efendi’ye karşı savaşım vermişlerdi,ne gariptirki -belki de kaderin bir cilvesi olarak - her ikisi de kendi kültür dünyalarından ve doğdoğduklaru topraklardan sürülmüşlerdi.İnsanlar onları deli olarak gördüğünden fikirlerine daima alaycı yaklaşımlarda bulunmuşlardı.Ve ne gariptir ki bugün,fikirleriyle yaşadıkları baskı dolu dönemde yeni ufuklar açan bu iki mistik kişilik hakkında da yeterince araştırma yapılmamıştır.
Rivayetlere göre Sevi Mısri ile Edirne veya İstanbul'da bir araya geldi,aralarında geçenlerin neler olduğu ve hangi lisanda anlaştıkları bilinmese de birbirleri üzerindeki etkilerinin takipçileri içinde sürdüğü iddia edilebilir.Mısri'nin tarihsel rolünün düşünceleri bağlamında belirginleşmesi -ilginçtir- onu takip eden Mısriye koluna mensup dervişlerin çabalarından kaynaklanmamamıştır.Aksine kaynak olarak en eski mistik gruplardan biri olan Melamiler bu rolü üslenmişlerdir.Tıpkı Balkanlar ve Avrupa'da etki gösteren Sabetaycılar gibi Üçüncü Devre Melamileri de aynı bölgelerde etkin olmuşlardır.İslami kaynaklar genellikle düşünceleri açısından bu grubu serbest olarak tanımlamaktadırlar(5),bunların bir önceki kuşağ olan Bayrami Melamileri üyeleri de onlara sıcak yaklaşmamışlardı.Gölpınarlı bu gruptaki egemen felsefeye göre melamet ve fütüvvetin bir sözden ibaret olduğunu iddia etmektedir(6)Bazı yazarlar bu grubun bir değişim dönemi tarikati olduğunu belirtmektedirler(7)Yine Gölpınarlı bu grupla işrakiy gidişin ilmi bir kisveye büründüğün yazmakta,bu yola melamilik demenin de olanaksız olduğunu eklemektedir.
Üçüncü Devre Melamilik'in kurucusu Seyyid Muhammed Nur'dur.Esasen Rumeli'de örgütlenen Seyyid Muhammed Nur Antalya'dan sonra doğruca Selanik ve Üsküp havalisine gelip yerleşmişti(8)İlginçtir daha Sabetay Sevi zamanında bu bölge sabetaycı akımın etki sahasına girmekteydi.Seyyid Muhanmmed'in felsefesi genel olarak Simavnalı sosyalist düşünür Bedrettin islam felsefesinin diğer vahdeti vücutçu doktrini savunan Şeyh Arslan,Ahmedibni İdris gibi mistiklerden etkilenmişti.Ama kuşkusuz en çok dikkat çeken nokta Sabetay Sevi'nin çağdaşı ve adeta kaderdaşı olan Niyaz Mısri'ye olan yakınlığıdır.O kadar ki Seyyid Muhammed müritlerine yalnızca Mısri'yi okutmakla kalmamış,onun ilahilerini şerhetmiş ve bunu kitaplaştırmıştır.Ve çok ilginçtir bu eserinde tıpk Sabetay Sevi'nin ve Mısri'nin Mesih=Mehdi fikirlerini kabul ederek kurtarıcı düşüncesini benimsemiştir(9),bunu yaparken de aynı Sabetaycılarda olduğu gibi Şii ekolce de benimsenen kurtarıcının reenkarnasyonunu savunarak Mısri'yi taklid etmiştir(10)
Ondokuzuncu yüzyıl sonunda osmanlı siyasasında Sultan 2.Abdülhamid'e karşı doğan başkaldırma akımı özellikle İstanbul' un baskılarının ulaşamadığı yerlerde kendini göstermekteydi.Bu süreçte Selanik gerek kozmopolit toplumsal yapısı,gerek Avrupa'ya olan yakınlığı ve diğer coğrafi avantajlarının da etkisiyle giderek başkaldırının merkezi haline gelmişti.İttahat ve Terakki örgütünün yükseliş döneminde özellikle organizasyonu sürecinde ençok dikkati çeken üç kurum vardır:Tarikatler,mason locaları ve ordu.
Tarikatlerin Yeniçeri ocağının kuruluşuyla beraber siyasi katılımda etkinleşmeleri,devletin özellikle şiiliğe karşı bir silah olarak bunları kullanması imparatarluğun son dönemlerinde de aktivite kazanmalarına neden olmuştu.İttihat Terakki'ye yakınlık duyan tarikatlerin içinde hernekadar mevlevilik ve bektaşilik baş sırayı almaktaysa da melamiliğin de özel bir konumunun olduğu muhakkaktır.Nitekim zamanla Melamilik özellikle Selanik'te güç kazanmıştı.
İttihat Terakki'nin kurulmasıyla beraber Sabetaycılar'ın da özellikle siyasi rolleri belirginleşti.Genellikle o dönemdeki diğer etnik unsurlara göre ticari ilişkileri nedeniyle batı ülkelerine ve onların kültürlerine karşı ilgi gösteren sabetaycı cemaatler politik mücadelelerini özellikle Fransız Devrimi'yle özdeşleşen hürriyet,kardeşlik ve eşitlik düşüncelerinde somutlaş- tırdılar.Sabetaycı toplumlarda dini yapının giderek etkisini yitirmesi grup üyelerini yeni arayışlara ittiğinden masonluk ve melamiliğe karşı gösterdikleri ilgi bizleri şaşırtmamalıdır.Nite- kim adı geçen organizasyonlarda üst kademelere kadar gelmeleri de bunun bir örneğidir. Melamiler'in Sabetay Sevi'nin fikirdaşı olan Niyazi Mısri'ye karşı duydukları ilgiyle beraber Sabetaycılar bu tarikate intisap etmeye başladılar.Melamilik'e yalılar bölgesindeki evini tekke haline getirerek maddi destek sağlayan Ali Örfi Efendi(11) sabetaycı cemaatin ileri gelenlerindendi.Yine ayn cemaate mensup olan Osman Zevki Efendi'de mahlasını bizzat Seyyid'den almıştı(12)
1924 yılına kadar sabetaycıların tarikatlerle olan bağlantıları sürdüyse de mübadele sonrası İstanbul'da giderek azalmaya başlamıştı.Bir müddet sonra tekke ve zaviyeler'in kanunla kapatılması ister istemez onları bu kurumlarla olan diyaloglarından kopardı.Zamanla masonluk içindeki yükselişleri de bu ilişkinin sona erme nedenlerinden biridir.
Sabetaycılık -veya Türkçe'de ki bilinen adıyla Dönmelik- her ne kadar yahudi kökenli bir hareket ise de zamanla islam dini kurumlarıyla da ilişkiler kurması sonucunda burada da etkili olmuştur.Netice itibariyle, sabetaycılığı ve sabetaycıları sadece yahudi kültürünün bir uzantısı saymak yanlış olacaktır.
DİPNOTLAR :
1-Genellikle mevlevi ve bektaşi gruplarında hareket etmelerinin ortak nedeni de budur.
2-Bugünkü Işık Lisesi adında faaliyet gösteren bu okulun esas adı Mekteb-i Feyziye'dir.
3-Sabetaycı aileler genellikle iki isim kullanmaktaydılar.İlk isim sefarad yahudilerinin kullandıkları ismlerdendi,ailelerde kendi yahudi soyadlarını taşımaktaydılar.Kullandıkları müslüman isimleriyse çoğunlukla bu yahudi isimlerinin Türkçe karşılıklarından oluşmaktaydı.Örneğin karakaşlarda doğan ilk erkek çocuğa Osman isminin verilmesi kuralı bu grupça mesih'in halifesi kabul edilen Baruhya'nın Türkçe isminin Osman olmasından kaynaklanıyordu.Keza Mehmet ismi de islamiyetle beraber bu ismi alan Sabetay Sevi'yi simgelemekteydi.Çengelköyde'ki Bedevi Dergahı'n yaptıran Rabia Adviyye Hanım'ın ismi de yine bu şekilde dini anlamı olan bir isimdir,kaldı ki babasının ismi olan -ki kendisi dergahın şeyhlerindendir- İbrahim Edhem de yine Sabetaycı ailelerde sıkça raslanan bir isimdir.Bu konuda İbrahim Hakkı Konyalı'nın "Üsküdar Tarihi" adl kitabının 421-422. sayfalarından yararlanılmıştır.
4-Bu konuda Hammer Tarihi'nden,Scholem'in Sabetaycılık ile ilgili yazılmış kitaplarından faydalanılabilinir.Paul Fenton'da yayımladığı bir makalesinde bu konuya değinmektedir.Fenton 1666 yılında her iki mistiğin karş karşıya geldiklerini belirtmektedir.Yine aynı makale Graetz isimli araştırmacıyı kaynak göstererek Sabetay'ın İstanbul'da Mısri'nin tekkesinde kaldığını ve dost olduklarını belirtmektedir.Bu tekke Sultanahmet civarındaki Mehmet Paşa tekkesidir ve ikisi birlikte burada halvete çekilmişlerdir.Yine Israel Hazan'da Sabetay'ın Allah'ın ismini zikreden bir tarikate katıldığını yazmaktadır.
5-Gölpınarlı / 100 Soruda Tasavvuf s:110-113
6-ibid
7-Tekeli-İlkin / İttihat Terakki'nin Oluşumun'da Selanik'in Rolünün Belirleyiciliği
8-Gölpınarlı / Mevlana'dan Sonra Mevlevilik / s:233-235
9-Gölpınarlı / b.ö.k s:276-280 den özetle
10-Burada savunulan peygamberlerin aslında birbirinin reenkarnasyonu olarak tekrar tekrar dünyaya geldikleri ve yol gösterdikleridir.
11-Gölpınarli / Melamilik ve Melamiler / s:301
12-ibid. s:324
|